ARŞİV- 5. Yılında Sakarya’daki Adalet ve Özgürlükler Eylemleri (2009-2010)

2015-sakarya-platform-yil-5-00

28 şubat rüzgarının hâlâ hissedildiği bir dönemde başörtüsü yasağına karşı Müslümanca ve birlikte mücadelenin zemini olarak kurulan Sakarya Başörtüsü Platformu, 2005 yılında başlattığı haftalık eylemlerine 2009 ve 2010 yıllarında da devam etti.

Türkiye’nin farklı şehirlerine yayılan ve eşzamanlı olarak yapılan bu açıklamalara, dönem dönem yeni halkalar eklendi ve platformlar arasında istişare toplantıları yapılarak, devletten, siyasal iktidardan ve partilerden bağımsız bir sivil direnişin ortaklaştırılabilmesinin imkanları arandı.

Okulların yasaklarla açıldığı, yasakçı uygulamaların kampüslerden taştığı, ayrımcılığın yemekhanelerde, evlendirme dairelerinde, halk plajlarında ve hatta hastanelerde dahi yaşandığı bu dönemde, siyasal iktidar için başörtüsü yasağı gündem maddesi olmak bir yana, uluslar arası davalarda devlet pozisyonuyla savunulmak durumunda kalınan bir şeydi. 2009 ve 2010, sadece Türkiye’de değil, dünyada da başörtüsüne yönelik ayrımcı uygulamaların gündeme geldiği ve adeta küresel bir yasak salgının yaşandığı yıllar oldu.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu olarak haftalık devam eden eylemlerde, meselenin siyasal temsilcilere havale edilerek çözülemeyeceği; sivil toplumun kendi sorunlarına sahip çıkarak inisiyatif geliştirmesi gerektiği sık sık vurgulanırken; her türlü vesayete karşı resmi ideolojiyle, militer ve bürokratik oligarşi yapılarıyla hem zihinsel hem de yapısal olarak yüzleşilmesi ve hesaplaşılması çağrısı yapıldı.

Aşağıda 2009 ve 2010 yılları eylül ayları arasında yapılan 5. Yıl eylemlerindeki haftalık açıklamalardan bazı pasajlar bulacaksınız.

2015-sakarya-platform-yil-5-01

 

OKULLAR YİNE YASAKLARLA AÇILDI

Türkiye’de yeni öğretim yılı başörtülü öğrenciler için yine sancılı başladı. Birçok öğrenci başörtüsü nedeni ile üniversite kapılarında mağduriyet yaşamaya devam ediyor. Allah(c.c.)’ın emri olduğu için başörtüsü takan bacılarımız mağduriyetlerinin ancak direnerek giderilebileceğinin farkında ve bu yönde saflarını sıklaştırıyor.

Başörtüsü zulmü sadece Türkiye’de değil, Türkiye dışında da birçok ülkede de kendini hissettiriyor. Avusturya’da bir Müslüman kız öğrencinin başörtüsü, başındayken
sınıf arkadaşı iki kız tarafından yakıldı. Belçika’da baro yönetimi avukatların başörtüsü ile duruşmalara giremeyeceğine karar verdi. Belçika’da devlet okullarında başörtü yasağı başladı. Örneklerden de anlaşılacağı gibi başörtü yasağı küresel zulmün bir parçası olarak dünyanın dört bir yanında tezahür ediyor. Küresel zulme karşı küresel direnişi hayata geçirdiğimiz ölçüde zafer inananların olacaktır.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 212. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-02

SURİYE AÇILIMININ ARKASINDAKİ HESAP NE?

Ortadoğu’da direnişi bitirmek, Filistin direniş örgütlerinin lojistik merkezlerinin olduğu Suriye’yi ABD–israil bloğuna bağlamak için Türkiye’nin devlet ve hükümet olarak üstlendiği misyon son sürat devam ediyor. Suriye ve Türkiye halklarının kardeşliği diye sunulan projenin aslında Suriye’yi batı bloğuna angaje etmek ve bu sayede Lübnan ve Filistin’deki direnişi güçsüz bırakmak ve İran’ı tecrid etmek amacını güttüğünün farkındayız. Yine Suriye açılımı projesinin 2005 yılında A.N.Sezer’in cumhurbaşkanlığı döneminde başlatıldığını hatırlıyor ve şimdi Ergenekon davasında yargılananların da desteklediği bir derin devlet projesi olduğunu da biliyoruz. Bu konuda şimdilik son olarakşunu söylemek istiyoruz. Eğer hükümetin Ortadoğu da halkların kardeşliği gibi bir misyonu varsa, bunu bölge ülkelerini ABD-israil kampına taşımaya çalışarak değil, direniş bloğunu destekleyerek göstersin. Tabii böyle bir iktidarı varsa.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 214. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-03

BAŞÖRTÜSÜ EYLEMLERİNE KATILANLARI YILDIRMA GİRİŞİMİ

Haksız ve hukuksuz başörtüsü yasağına tepki göstermek için Türkiye’nin birçok yerinde bir araya gelerek eylemler gerçekleştiren İnanç Özgürlüğü Platformu üyelerine Kütahya’da müdahale edilmiştir. Kütahya’da ilk defa düzenlenen başörtüsü eyleminden sonra polis tarafından, eyleme katılarak haksız hukuksuz yasağa tepki gösteren Mazlumder’li yöneticiler  gözaltına alınmıştır. Gerçekleştirilen ilk eylem sonrası Mazlumder Şube Başkanı Lütfiye Özkul ile bir akrabası yolda yürürken polis ekipleri tarafından alınarak İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüşler, iki bayana saatlerce uyarılar yapan Güvenlik Şube görevlileri  “Kütahya ne Ankara’ya benzer, ne de Kocaeli’ne” diyerek gözdağı vermişlerdir. Görüldüğü üzere başörtüsü yasağına devam edilmekle kalınmıyor, bu yasağın ve yasakçıların teşhir edilmesi engellenmek suretiyle bir sindirme politikası da sürdürülmek isteniyor. Toplumsal muhalefetin temel dinamiğini teşkil etmesi gereken kesimlerin bu yasak karşısındaki itirazları da maalesef gittikçe azalıyor, sesler kısılıyor. Başa çıkamadığımız bu zulüm zamanla kabulleniliyor, bıkkınlığa yol açıyor. Bunca yıldır sağdan veya soldan zulmün unutulmasını, üzerine ölü toprağı serilmesini isteyenlere karşı, direnişi ayakta tutan inancımızla başörtüsüne özgürlük talebini her zaman haykıracağız.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 215. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-04

YASAKÇI ZİHNİYET AÇILIMA KAPALI

Yıllardır, platform olarak, “Başörtüsüne Özgürlük” için basın açıklamalarında bulunuyoruz. Adı “Demokratik Açılım” diye ilan edilen bir yapılanma içinde, özgürlüklerin en başında gelen “düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü”ne yer verilmiyor ve hala başörtüsü sebebiyle inançlı insanlar eğitimden, çalışma hayatından çıkartılmaya çalışıyorsa, orada bir samimiyetsizlik var demektir. Bu anlamda işte bir hak ihlali ve saldırı daha: Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından tüm yurt genelinde düzenlenen “Çanakkale Gezisi”ne katılan Giresun ve Muğla-Fethiye İmam Hatip Lisesi öğrencileri ile Mardin Kız Meslek Lisesi’nden bir kız öğrenci; başörtülü oldukları gerekçesiyle otobüsten indirilerek, geziye alınmamışlardır. Evet, maalesef, Demokratik Açılım’dan dem vurulan ülkemizde, hala başörtülü kızlar üniversiteye giremiyor, başörtülü anneler veli olarak çocuklarının mezuniyet törenlerine, askerdeki çocuklarının yemin törenlerine -başbakan eşi bile olsa- katılamıyor. Diğer yandan nikâh masasından, ameliyat masasından kaldırılıp, başlarını açmaları konusunda baskıya uğruyorlar.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 216. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-05

BELGELER KADAR ISLAK İMZALI DARBELERLE YÜZLEŞELİM

Son zamanlarda sık sık karşılaştığımız “darbe günlükleri”, “ıslak imza” gibi gündem maddeleri, her ne kadar halkımız arasında daha önce görülmemiş bir duyarlılık ile takip ediliyor izleniminin oluşmasına olanak sağlasa da, süreçleri daha dikkatli okuduğumuzda gözden kaçan birçok temel problemin olduğunu görüyoruz… Eğer ki, sorunun ana kaynakları ile yüzleşmek yerine, daha tali olaylar ile ilgilenerek görevimizi yerine getirdiğimizi düşünürsek, her zamanki gibi aceleci davranmış oluruz. Bizler demiyoruz ki “ıslak imza” , “darbe günlükleri” ve buna benzer gündemlerle yüzleşmeyelim. Elbette ki, bu minval üzere olan her adım, bir kazanımdır. Ama yeterli değildir. Sorunun kaynağına inilmelidir. Ancak o zaman, gerçek bir sonuca ulaşılacaktır. Daha açık bir ifade ile, “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nı ortaya çıkarmak, sorunun çözümüne yönelik pek fazla bir katkı sağlamayacaktır. Önemli olan, kendilerini bu ülkenin mutlak sahipleri olarak gören zümreler ile doğrudan yüzleşebilmektir. İşte o zaman, bizler, 28 Şubat ile yüzleşeceğiz; o zaman, bunca yıldır Müslümanlara yapılan zulümleri, “daha tedbirli adımlar atmak pahasına(!) unutma” gafletinden kurtulacağız.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 217. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-06

SÖMÜRÜ HER YERDE!

Ülkemizde ve dünyanın diğer Ülkelerinde yapılan her türlü haksızlık ve zulümlere karşı buradan sesimizi duyurmaya çalışıyoruz, bildiklerimiz ve gücümüz nispetinde. Şu yaşlı dünyada o kadar çok haksızlık, zorbalık ve sömürü var ki. Asıl mesele de zaten bu olsa
gerek. SÖMÜRÜ. Emeği, alınterini, toprağı, inaçları, dilleri, renkleri, vs. insanlığın ortak ve özel neleri varsa, her Ülkenin yerli ve Uluslararası Emperyalist  soyguncularınca talan edilmektedir. Ne çocuk, ne yaşlı, ne kadın, ne erkek demeden, hele de Anaların göz
yaşlarına, kanayan-çırpınan yüreklerine aldırış edilmeden.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 218. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-07

AYNUR TEZCAN’IN ÖLÜMÜ AYDINLATILMALIDIR

Geçtiğimiz hafta içinde Başörtülüler yine hakarete uğradılar, aşağılandılar, tehdit edildiler, saldırıya uğradılar ve öldürüldüler. Evet Aynur Tezcan öldü… Medine Bircan da ölmüştü. Ve daha bilmeden yitirdiklerimiz. Platformlar direnişini sürdürüyor ama ülke sathında ölü toprağı serpilmiş daha çok yer var. Onlar dirilse bile Aynur Tezcan’ın öldüğü gerçeği değişmeyecek. İsim tanıdık geliyor mu? Hatırlayabildiniz mi? Muhtemelen hayır. Kanıksanmış haberlerden biri oldu bu gün için belki. Ama biz unutmadık.

2015-sakarya-platform-yil-5-08

Hatırlatalım: Aynur Tezcan, hem mevsimin hem de ömrünün baharında soğuk algınlığı ve yüksek ateş nedeniyle İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne getirilen ve çarşaflı olduğu için uzun süre kimsenin ilgilenmediği genç kız. Sakallı bir baba, çarşaflı bir anne ve çarşaflı bir hasta. Ayrımcılığın vardığı son  noktada 7 saatlik ilgisizlikten, geç müdahaleden ve yanlış uygulamalardan dolayı beyin ölümü gerçekleşmişti. Aylarca bitkisel hayatta ama uğradığı ayrımcılığın derin acısını çekerek “yaşadı” ve şimdi örtüsüyle teslimiyetini gösterdiği Rabb’ine canını da teslim etti. Allah rahmet eylesin, ailesine sabır versin.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 219. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-09

DANIŞTAY’A KATSAYI TEPKİSİ

Danıştayın katsayı  kararı tüm meslek liselerinin ve İmam-Hatiplerin öğrencilerini olumsuz etkilemeye devam ediyor. Kararsızlık ve güvensizlik içinde bocalayan öğrenciler muhtelif çıkış yolları arıyor. Hukukun yerine siyaseti işleten yüksek mahkemelerin bu ve benzeri kararları artık halkımıza tuhaf gelmiyor. Hukukun, vicdanların adaletten yana tavır almadığı Bir garip ülkede yaşıyoruz. Hukukun sadece efendiler için işletildiği bu oligarşik düzen yıkılmadığı sürece mazlumlar için gelecekten ve aydınlıktan bahsetmek mümkün
olmayacaktır.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 221. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-10

BARIŞ İHTİMALİ DEVRE DIŞI BIRAKILMAK MI İSTENİYOR?

Ülkemiz yavaş yavaş toplumsal problemleriyle yüzleşmeye başladığı, bugüne kadar halktan gizlenmeye çalışılan gerçeklerin gün yüzüne çıktığı ve nispeten daha olumlu bir gelecek için çabaların arttığı kritik bir süreçten geçiyorken, görüyoruz ki; yıllardır akan kan ve gözyaşı üzerinden çıkar ve iktidar devşirenler, barış sürecinin daha âdil sonuçlar üretebilme ihtimalini devre dışı bırakmak çılgınlığında buluşuyor. Askeri Operasyonlar, çatışmalar, molotoflar, saldırılar ve akabinde gelen ölümler. Maalesef  problemleri kangrenleştiriyor, çözüm sürecine de pusu kuruyor. Tokat’ta gerçekleşen saldırı, zamanlaması itibariyle dikkat çekici olduğu kadar sonuçları itibariyle de acı ve üzüntü vericidir.

Son günlerde Türkiye kamuoyuna yansıyan şiddet görüntüleri, nihai tahlilde çözümsüzlüğü beslemektedir. Tokat’ta gerçekleşen saldırı ise zaten Kürt sorununun çözümüne ilişkin ağır aksak ve tedirginlikle yürüyen süreçten bölgede duyulan kaygıları ve hoşnutsuzluğu arttırmaktan başka bir sonuç vermeyecektir. Hepimiz için âdil, özgür ve onurlu bir geleceğin inşâ edilebilmesine dair umutların böylesi saldırılara hedef olması, tetiği çeken güçlerin nasıl bir karanlık istediğine dair şüpheleri de arttırıyor. “33 er olayı”nı çağrıştıran bu saldırının failleri en kısa zamanda bulunmalı ve bağlantıları hangi derinliklere uzanırsa uzansın ortaya çıkartılmalıdır.

2015-sakarya-platform-yil-5-22
Nereden gelirse gelsin, geleceğimizi “kafeslemeye” çalışan her türlü tuzağa karşı herkesi dikkatli ve sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Bütün anaların, babaların, bacıların gözyaşlarının dinmesi; öncelikle akan kanın acilen durmasına bağlıdır. Bugünü karartarak geçmişi aydınlatmak ne kadar mümkün olabilir? Yeni yaralar açılırken, eski yaralar nasıl
iyileştirilebilir?

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 222. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-11

AÇILIM ŞİDDET SARMALINA DOLANIYOR

Geçtiğimiz hafta içinde yurt genelinde yükselen protesto gösterileri, maalesef kan dökülmesiyle sonuçlandı. Daha önce görülmediği kadar vahim bir şiddet sarmalına dönüşmesinden korktuğumuz bu süreç içinde müslümanca bir tutum sergilemek önümüzde tarihi bir vazife olarak duruyor. Tüm bu karışıklığı salt “provokasyon”larla izah etmeye çalışmak bizi hiçbir yere götürmeyecektir. Dökülen kanın, yükselen nefret dalgasının sebebi resmi ideolojinin halklar üzerinde yıllardır ve ısrarla devam ettirdiği politikalardır.

Olayları sonuçları üzerinden değerlendirerek, terör örgütü olarak tanımlanan bir yapının taraftarları ve düşmanları olarak tanımlanan halk kitleleri arasındaki mücadeleye indirgemek ne adil ne de gerçekçi olabilir. Sorunun sebebi olan “Kemalizm”in ırkçılığa varan dayatmaları tüm eğitim sistemin ve bürokrasinin bu ideolojik dogmalara dayanılarak kurgulanması halklar arasındaki rahatsızlığın temelidir. Kemalizm ile hesaplaşılmadan, diğer hiçbir sorun gibi, Kürt sorununun da çözülmesini imkan dahilinde görmüyoruz.

2015-sakarya-platform-yil-5-36

Lakin gelinen noktada bu ülkenin çocukları birbirlerini öldürürken, dökülen kan yürekleri dağlarken insanların canlarını yakan realite ile yüzleşmelerinin ne denli zor olduğunun da farkındayız. Çocuklarımız ölürken, devlete emanet edilen 33 askerin hesabını dahi verme ihtiyacı görmeyen silahlı bürokrasi bir de üstüne üstlük savcılara, siyasilere, akademisyenlere nizamat vermeye kalkıyor. Yıpranmaktan bahsedip duranlar, darbelerle, muhtıralarla, askeri vesayetle, darbe dönemi yasaları ve yönetmelikleriyle, inkar ve asimilasyon politikalarıyla, en insani hakları dahi yok saymayla, kimliklerin reddiyle, işkencelerle, faili meçhullerle, kayıplarla, banka boşaltmalarla, ekonomik sömürüyle yıllardır hep halkı yıprattıklarını neden görmezden geliyor?

Evet; bizler inanıyoruz ki; eğer bir hesap görülecekse bunu öncelikli olarak ellerine geçirdikleri devlet mekanizmasını çete mantığıyla kullanan sorumlulardan sormak gerekmektedir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 223. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-17

ECENUR’UN YANINDAYIZ!

Diyarbakır’da Ece Nur direnmeye devam ediyor. Bu kızımızın İlköğretim sürecinde başını örterek okumaya devam etmekte direnmesi hepimiz için örnek olmalıdır. Sakarya yeni Ece Nurlar çıkararak bu direnişe ortak olmalıdır. Buradan Sakarya halkına sesleniyoruz: Ergenlik çağına gelmiş kız çocuklarımızı örtülerini çıkarmadan ilköğretime devam etmelerini sağlayalım. Allah’ın farz olan emrini hayata geçirmek için direnelim. Bu konudaki keyfi yasağı ancak birlikte direnerek kaldırabiliriz. Şimdiye kadar hep teslimiyeti tercih ettiğimiz için kaybettik. Ancak direnişi kuşanarak Allah’ın rızasına varabiliriz. Kızlarımızı Ece Nur misali taviz vermeden okutalım.  

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 224. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-12

ENVER AYDEMİR’E MİLİTARİST BASKI SÜRÜYOR

İslâmî inancı gereği silah altına girmek istemediğini söyleyerek, vicdâni red kararı alan ve “Müslümanların en temel inançlarını bile bu kadar açık bir şekilde tahkir eden bir kurumda benim yer almam söz konusu olamaz” diyen Enver Aydemir’e yönelik militarist baskı sürüyor. Mazlum-Der Ankara Şubesi’nden Üstün Bol tarafından yapılan açıklamada Enver Aydemir’e Maltepe Askeri Cezaevinde yapılan işkencenin kameralar tarafından kaydedildiği, cezaevi hücresinde dört gün boyunca kelepçeli olarak tutulduğu ve ayrıca cezaevi müdürü Albay’ın odasında iki erin ellerini ve kollarını tuttuğu halde Albay tarafından defalarca yumruklandığı ve henüz hiçbir savcılığın işlem başlatmadığına dikkat çekildi. Şimdi ise Eskişehir Askeri Cezaevine nakledilen Enver Aydemir’le eşi, annesi ve babası görüşmek istemiş ancak cezaevi personeli Enver Aydemir’in eşinin ve annesinin görüşme talebini “başörtülerini kelebek modeli bağlamadıkları” gerekçesiyle geri çevirmiş ve bu uygulamaya ilişkin herhangi bir yasal mevzuat sunulmamakla beraber “emir kulu” olmaktan başka mazerete sığınılamamıştır.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 226. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-13

EMASYA İPTAL EDİLSİN!

Ülkemizin kritik bir süreçten geçtiği bir dönemde, geçtiğimiz hafta yine yoğun bir gündem ile doluydu. Bir taraftan kozmik odada gerçekleştirilen aramalar devam ederken, diğer taraftan referandum süresinin kısaltılması ve en nihayet artık aşina olduğumuz, kanıksadığımız, midemizi bulandıran darbe planlarının en sonuncusu olan Balyoz Harekatı ve hemen arkasından Anayasa Mahkemesinin askerlere sivil yargı yolunu açan ve askerî yargının görev alanını daraltan yasa değişikliğini iptal etmesi ve yürütmesinin durdurulması kararı. 

Taraf gazetesinde yer alan son “darbe planı” ile ilgili haberlerde, dehşet verici ayrıntılar yer alıyor. Habere göre, 2002’de Hükümetin kurulmasının ardından, bir grup üst rütbeli subayın “Balyoz Harekatı” adı altında bir darbe planını hazırladığı iddia edildi. “Bu bir senaryodur. Hayali bir şey. Uygulama amacı taşımıyor ki. Hem, TSK’nın iç tehdide karşı koruma planları elbette vardır. EMASYA protokolünün gereğinin yapılması için hazırlık gerekir. Hazırlık aşamasında böyle senaryolar da olur” diyerek geçiştirebilir miyiz?

2015-sakarya-platform-yil-5-14

Türkiye “gizli” ve hiçbir yasal dayanağı olmayan belgelerle mi yönetilecek? EMASYA yürürlükte kalacak mı? “İç tehdit” değerlendirmesini kim yapıyor? Neye göre yapıyor? Hangi hakla yapıyor? TBMM’nin denetimine tabi olmayan bir “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” ve “iç tehdit” olabilir mi? Genelkurmay açıklamasında deniliyor ki; ‘dış tehdide ilişkin hazırlanan senaryolar.’ Bugüne kadar Ayışığı çıktı, Yakamoz çıktı, Sarıkız çıktı, Kafes çıktı, Balyoz çıktı… Ancak neden bugüne kadar bir tane ‘dış düşmana karşı’ eylem planı görmedik?

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 228. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-15

GATA’DA EMİNE ERDOĞAN’A YAPILAN AYRIMCILIĞA TEPKİ

Türkiye, son zamanlarda “yönetimde sivilleşme” olgusunu fazlasıyla tartışır oldu. Bu bağlamda, son adım olarak “Emasya Protokolü” kaldırıldı… “Emasya Protokolü”nün kaldırılması, bir noktadan baktığımızda, olumlu bir gelişme olarak önümüzde durmakta ve bu girişim, takdiri hak etmektedir. Lakin, unutmamalıyız ki, yaşadığımız ülkede, var olan bazı yasaların, protokollerin kaldırılması veya var olmayanların bir şekilde gündeme getirilmesi, pratik boyutta her zaman için doğrudan karşılık bulmamaktadır… Son olarak, benzer bir uygulamayı Başbakanın eşi Emine Erdoğan’a Gülhane Askeri Tıp Akademisi(GATA)’nde başörtüsü dolayısıyla reva görülen zulümde gördük. Başbakanın “Yaşadıklarımı anlatırsam ülkem bunu kaldırmaz!” sözleri, başörtüsü düşmanlığının klasik bir uygulamasının tekrar gün yüzüne çıktığına işaret etmektedir. Nitekim biliyoruz ki aynı GATA, darbeci paşaların cezaevlerinden kurtulmaları için elinden gelen her şeyi seferber etmiştir. Bu da bizlere militarizmin değişmeyen yüzünü bir kez daha göstermektedir. Bunun yanı sıra, mecliste bu konu üzerinden gerilen atmosferde, Osman Durmuş’un sarf ettiği ifadeler, birilerinin hala bu zulümlere, rezilliklere arka çıktığını göstermekte ve askere olan bağlılığı göstermenin farklı bir yolu olarak değerlendirilmektedir.

2015-sakarya-platform-yil-5-16

O halde, yüzlerce haftadır bu meydanlarda adalete olan bağlılığını deklare eden kimseler olarak şunun altını bir kez daha çizmeliyiz ki, bu ülkede yaşanan hukuksuzluklarla yüzleşmek istiyorsak, öncelikle bunun aktif mücadele neticesinde gerçekleşeceğini artık içselleştirmeliyiz. Bunca yıldır, zulmün taraftarları ile bir takım kaçamak yollar aracılığıyla yüzleşmeyi tercih ettiysek de, neticede aynı uygulamaların hız kesmeden devam ettiğini gördük/görüyoruz. Belki yasalar değişecek, belki protokoller feshedilecek; ama neticede göreceğiz ki kendisini bu düzenin efendisi görenler, hiçbir şeye aldırmadan yolarına devam edeceklerdir, hem de her defasında kendilerine olan sadakatlerini dile getiren yardakçılarının desteğiyle…

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 230. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-18

KİMSEDEN LÜTUF BEKLEMEYECEĞİZ, DİRENECEĞİZ!

Hiç kimseden bir beklentimiz kalmadı. Çünkü kimsenin bir şey yaptığı yok ve yapabilecekleri bir şeyleri de yok! Bütün bu zulümlere, haksızlıklara ve sömürülmeye kim dur diyecek, kim  yeter artık diyecek? Buna sen, evet sen dur diyeceksin, senin demediğin yerde kimse demez. Hele sen bir sesini çıkar, sesini çıkarmayı bir dene, sahi hiç denedin mi? Bak o zaman her şey nasılda değişiyor? Evet, buna biz dur diyeceğiz, demek mecburiyetindeyiz. Bu görev ve sorumluluklarımızı başkalarına yükleyerek özgürlüğümüzü, haklarımızı ve insanlığımızı elde edemeyiz. Yıllardır bekler dururuz, şu gelsin de kurtarsın, şunu seçelim de halletsin. Fakat nâfile! Şunu da aklımızdan çıkarmamalıyız ki; hak hiçbir zaman verilmiyor, başaran, hak eden, koparan alıyor. Onun içindir ki; biz hak ve özgürlüklerimize sahip çıkmaz, bunları elde etmek için ter ve göz yaşı dökmezsek korkarım daha çook bekleriz. Bizler haklarımızı birtakım yasalardan, birilerinin lütfetmesinden medet umarak değil; sonuna kadar direnerek, mücadele vererek elde edeceğiz inşallah.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 231. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-19

TEK BAŞINA “DARBE KARŞITLIĞI” YETERLİ Mİ?

Darbe karşıtı olmak tek başına halkın yanında olmak anlamına gelmez. Halk darbelerin karşısında olduğu kadar, ekmeği ile oynayanların da, kendisini açlık sınırında yaşamaya mahkum edenlerin de, kimliğini ve inancını yasaklayanların ve bu yasakları meşrulaştıranların da karşısında. Halkı sadece seçim sonuçları  üzerindeki yüzde oranları olarak algılayan, adalet mücadelesini kurumlar arasında ve içindeki mevzi mücadeleler olarak görenler, yanıldıklarını çok acı bir şekilde yaşayacaklardır. Tarih bunu defalarca göstermiştir. Evet, tepedeki iktidar savaşı halk için yapılmıyor. Yükselen yeni bir sınıf ile iktidarı elinden kaptırmak istemeyen oligarşinin arasındaki bir savaş bu.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 232. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-20

28 ŞUBAT’IN İZLERİ HÂLÂ DURUYOR

28 Şubat 1997’de MGK toplantısıyla uygulamaya konan post-modern darbenin üzerinden 13 yıl geçti. Silahlı-silahsız darbecilerin, halka ve siyasete müdahale ettiği, millet iradesini yok saydığı, iç tehdit paranoyasıyla olmadık ithamlara, senaryolara, cinayetlere imza atıldığı dönemin izlerini hala taşıyoruz. Başörtüsü yasağı ve meslek liselerine yönelik katsayı adaletsizliği bunun en somut göstergeleridir. Bu darbe süreci; siyasi, idari, hukuki birçok sorunu da derinleştirmiş, her kesimde toplumsal büyük yaralar açmıştır… Bu zaman zarfında çözüme yönelik birçok teşebbüsün önü kesilerek hukuka ve adalete olan güven sarsılmıştır.

Anlaşıldı ki; özgürlükleri din, mezhep, dil, ırk ayrımı gözetmeden, herkes için eşit biçimde kullandırmanın kanallarını açacak adımlar atmak yerine özel bir göz yumma uygulaması beklemek veya bir dönemi daha atlatmak anlayışı sorunun çözümüne hiçbir katkı sağlamamıştır. Göz yummanın, idare etmenin sorunu çözmek anlamına gelmediğini yıllar sonra tecrübe de etmiş olduk. Başörtüsü konusunda da bu anlayışın kalıcı bir kazanım olmadığını anlamak için daha kaç yıl kaybedeceğiz? Kaç nesil daha heba edilecek?
Göz yumma, idare etme hukuk devletinin değil hak ve özgürlükleri pazarlık unsuru haline getirmek isteyen rüşvetçi devlet anlayışının bir eseridir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 233. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-23

DÜZEN DEĞİŞMİYOR, YENİDEN DÜZENLENİYOR

Askeri vesayet ve yargı vesayeti üzerine yoğun ve çetin tartışmalar yaşanıyor. Ülkemizde hakim olan oligarşinin askeri ve sivil bürokrasi ayaklarının ıslah edilmesi veya yeniden inşası öngörülürken, büyük sermaye ile ilgili hiçbir değerlendirmenin yapılmadığını net bir şekilde gözlemliyoruz. Oligarşik düzenin belki de en önemli ayağı olan büyük sermaye; bırakın eleştirilmeyi, bütün imkanlar seferber edilerek desteklenmektedir.

O halde şu şekilde bir tespit yapmamız doğru olacaktır: Türkiye’de oligarşik düzenin yıkılmasına dönük bir çabadan bahsedilemez. Bunun yerine ülkemizde uluslararası sermayenin güdümünde kapitalizmin yeniden formatlandığını söylersek abartmış olmayız. Diğer bir deyişle; neoliberalizm denilen yeni kapitalist anlayışın hakim kılınması doğrultusunda, “paranın dini olmaz” düsturunu prensip edinmiş Tüsiad, Müsiad gibi kuruluşların temsil ettiği büyük sermayenin; halkın fakirleşmesi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin kapanması ve işsizliğin tavan yapması pahasına palazlanmasının ve tekelleşmesinin önü açılmıştır. Ortaya çıkan bu tablo bizlere ciddi bir sorumluluk yüklemektedir. Özgürlük kadar adaletin de savunucusu olan, ezenlerin değil ezilenlerin sesi olmayı kendine şiar edinmiş bir hatta bulunmalıyız.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 234. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-24

EKONOMİ POLİTİKALARI HALKTAN DEĞİL BANKALARDAN YANA!

Ülkemizde İMF ile anlaşma yapılmadı diye bayram yapılıyor, bu belki iyi, ancak buna TÜSİAD üyesi bazı sanayiciler üzülmüştür. Çünkü oradan gelecek paranın üstüne çökme hesapları yapıyorlardı. Peki, şimdiye kadar İMF ile yapılan anlaşmalar sonunda devletin boynuna yüklenen borçlar ne oldu diyecek olursak? Bunun cevabı da herhalde; gariban halkımız o gelen paradan da hiçbir nasibi olmadan aheste aheste yıllarca ödeyecek. Kapanmış binlerce iş yeri, işten çıkarılmış milyonlar, asgari ücret ucubesinde süründürülen-ezilen halk, “bak buna razı ol yoksa” tehditleriyle sessizleştirilen, adeta sürüleştirilen toplum. Bu muydu refaha kavuşma, bu muydu mutlu olma reçeteleri? Nerede kaldı aylık, üç aylık, altı aylık, üç yıllık acâip ekonomik plânlar? Ne çabuk unutuldu? Mazeret; “hiç rahat bırakmıyorlar ki, biz nelerle uğraşıyoruz, enkaz devraldık, vesâyetlerden kurtulamıyoruz ki” vs. vs. Ancak bakıyoruz da bankalar hiç kârdan zarar etmiyor, şûbe üstüne şûbe açıyorlar, patronlar-para babaları servet üstüne servet yığıyorlar. Acaba bu fırsatı ve bu cesareti nereden alıyorlar? Sakın 7 yıldır süren hükümet program ve plânlarından olmasın? Sakın asgari ücret ucubesine bir çare aramayan hükümetten olmasın? Sakın bu memlekete belediyeler eliyle taşeronluk müessesesini getirenler olmasın?

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 235. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-25

KAPİTALİST DÜZEN KENDİ AHLAKINI DA GETİRİYOR

Türkiye gergin bir süreçten geçiyor. Ancak var olan gerginliğin hakkın ve halkın mücadelesi ile ilişkilendirilmesi pek mümkün gözükmüyor.  Gerginliğin bir tarafını  oluşturan Kemalistler, yargı ve askeri bürokrasideki hâkimiyetlerine, dolayısıyla devleti yönetme ayrıcalıklarını kaybetmek istemiyorlar. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülkemize batılılaşma elbisesini giydirmeye çalışan kemalist elitler her zaman halka yabancı kalmışlar ve despotik uygulamalarla halkı dönüştürmeye çalışmışlardır. Halkı zorla batılılaştırarak kendi değerlerinden koparmak şeklinde özetlenebilecek bu operasyonun siyaset ayağını da CHP temsil etmektedir. Faşist bir parti olan CHP’nin kendisini sosyal demokrat olarak tanımlaması son derece trajikomik bir durumdur.

2015-sakarya-platform-yil-5-26

Gerginliğin diğer tarafını  oluşturan AKP ise kapitalizmin bütün dünyaya hâkim olması  şeklinde özetlenebilecek küreselci anlayışın Türkiye temsilciliğini yapmaktadır. Kapitalizmin ülkemizde olgunlaştırılması adına, paradan para kazanma esasına dayalı tefeci pozisyonundaki bankalar ile uluslararası sermaye spekülatörlerinin adeta kumarhanesi olan borsa bu dönemde özellikle desteklenmiştir.  Türkiye’nin büyük sermaye sahipleri kazançlarının önemli bir bölümünü üretimden değil faiz ve borsa üzerinden sağladıklarını itiraf etmektedir. Buna karşın orta ve küçük ölçekli işletmeler, çalışan kesimler kan ağlamaktadır. Çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletme kapanırken işsizlik oranı da her geçen gün artmaktadır. Çalışanların büyük bir bölümü asgari ücret üzerinden açlık sınırına mahkûm edilmektedir.

Dürüstlük, eminlik, yardımseverlik gibi erdemlerin yerine bencillik, fırsatçılık, gösteriş gibi kapitalist ahlakın değerlerinin öne çıktığını gözlemliyoruz. Paylaşma, dayanışma, kanaat gibi İslami değerlerin rafa kaldırıldığını, buna karşın rekabet, tüketim, köşe dönme gibi kavramların popülerlik kazandığını müşahede ediyoruz. Allah’ın haram kıldığı zina, faiz, kumar, içki, dolandırıcılık gibi kötülüklerin meşrulaştırıldığı liberal ahlakın özgürlük adı altında topluma giydirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Kendisinin halkın değerleri ile barışık olduğunu iddia eden AKP bütün bu olumsuzlukları ne ile açıklamaktadır acaba?  

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 238. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-27

HALKI ÖNCELEYEN BİR SİVİL ANAYASA OLMALI

Şimdi Anayasa değişikliği ülkenin gündemindedir. Esasında eşitlikçi, özgürlükçü, çoğulcu, sivil, halkı önceleyen anayasa hazırlanmalıdır. Birlikte ve barış içinde yaşayabilmenin bir yolu da 12 Eylül anayasasından tamamıyla kurtulmaktır. Farklılıklarımızla, eşit haklara sahip yurttaşlar olarak yaşayabileceğimiz bir Türkiye için halkın anayasasında her türlü baskı, zulüm, dışlama olmamalı; devlet, milleti için var olmalıdır.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 239. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-29

İKTİDAR MÜCADELESİ KARMAŞIK BİR OYUN

Ülkenin kaderini etkileyen  sorunlar  karşısında tekrar tekrar başa dönüyoruz. Farklı iktidar odakları  halkın sorunları üzerinden pazarlık yaparak, anlık manevralarla günü kurtaran siyasetler peşindeler. İktidarın, devlet nimetlerini paylaşmak anlamına geldiği bu siyaset anlayışında, öncelik, koltuğa  mümkün olduğunca yerleşmek, kazanılmış mevzileri(!) kaybetmemek mücadelesinden ibaret.

Adalet, demokrasi, insan hakları, açılım v.s. tüm kavramlar, bu kavgada karşı tarafın hamlesini geçersiz kılmak için kullanılan sloganlardan başka bir şey değil. Her gün her saat Kitle iletişim araçlarından yapılan haber bombardımanı halkı sersemletirken, birileri “canbaza bak” kurnazlığıyla iktidar nimetlerini devşirmeye devam ediyor. Görünen o ki mevcut  iktidar mücadelesi, darbeciler ve darbe karşıtları şeklinde basitleştirilemeyecek kadar karmaşık bir oyun… Bu noktada darbelere karşı olmak, tek başına halkın yanında olmak anlamına geliyor mu sorusunu gündemleştirmeliyiz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 240. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-30

KİMDEN GELİRSE GELSİN, ŞOVENİZME KARŞIYIZ

Öncelikle ülke olarak yaşanmakta olan normalleşme sürecini, açılım çalışmalarını baltalamaya yönelik provokatif eylemleri üzüntü ve endişeyle takip etmekte olduğumuzu ifade ediyoruz. Etnik ayrımcılıktan beslenen Türk ya da Kürt, şovenizmin her çeşidini esefle kınadığımızı özellikle belirtiyoruz.  Anlaşılan o ki, askeri ve sivil vesayetin siyasi temsilcileri, darbe ve terör tehditleriyle halkın canından bezdirilerek özgür iradesine ipotek koymak istemektedirler.  Toplumu, bu karanlık ve kanlı eylemleriyle yıldırmak isteyenler umduklarını bulamamanın yorgunluğuyla kahrolacaklar. Halkımızın her türlü tehdide rağmen bu tahriklere kapılmayarak, çağa ve değişime direnen statükocuları en güzel şekilde cezalandırdığını düşünüyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 241. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-32

HÜKÜMET, İSRAİL’İN OECD ÜYELİĞİNİ REDDETMELİ

Türkiye’nin Siyonist İsrail’in (OECD) “Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü” üyeliğini veto etmesini bekliyoruz. Bunun hem ülkemiz, hem bölge, hem de dünya açısından hayırlı olacağı kanaatindeyiz. Arap kamuoyu ve Avrupa’daki Müslüman teşkilatlardan Türkiye’ye bu üyeliği veto etmesi yönünde çağrılar geliyor. Türkiye’nin üyelik konusundaki kararının önemli olduğu ortadadır. Şâyet belirli dengeleri gözetme adına Siyonistlerin “Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü”’ne girmesi konusunda Türkiye karşı tavır almazsa, AK Parti Hükümeti’nin Filistin meselesindeki vebâli büyük olacaktır. Hükümet, ne adına olursa olsun bu yanlışın parçası olmamalıdır.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 242. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-31

MADENDE ÖLÜM KADER DEĞİL SORUMSUZLUKTUR

Zonguldak’ta meydana gelen maden patlamasında yine 30 emekçi   insanımız can verdi. Başbakan  Erdoğan, bu tür kazaların ve ölümlerin kömürcülerin kaderinde olduğu mealinde bir açıklama yaptı. Alınabilecek bir sürü tedbirlerin olduğu, ancak bu tedbirlerin hem işi yavaşlatacağı, hem de maliyeti artırdığı gerekçesi ile uygulanmadığını, daha önceki kazalar nedeniyle yapılan  yetkili açıklamalardan  biliyoruz. Tam bir vahşi kapitalizm mantığı ile hareket eden ve “maliyet mi insan canı mı” ikileminde, tercihini insan canını feda etmekten yana kullanan tüm yetkilileri, başta başbakan olmak üzere kınıyoruz…

20 yıldır OECD kapısında bekleyen İsrail’in, Türkiye’nin veto hakkını  kullanmaması sonucu, birliğe üye olabildiğini, bu vebalin bu hükümete yeteceğini geçtiğimiz hafta burada açıklamıştık. Aradan geçen süreye rağmen, Hükümet kanadından bu konuda hiçbir ikna edici açıklama ve gerekçe ortaya konulamadı. Vermiş olduğu bu karar ile İsraillilere bayram yaşatan, buna karşılık başta Filistinli kardeşlerimiz olmak üzere tüm İslam dünyasında büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntü yaratan  Ak Parti Hükümetini, bizlere yaşattıkları bu utanç nedeniyle bir kez daha kınıyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 245. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-33

ÖZGÜRLÜK FİLOSUNA SİYONİST MÜDAHALE ENGELLENMELİDİR

“Açıkhava Hapishanesi”ne çevrilen Gazze bugün altyapısının yüzde 75’i yok edilmiş, 165 okul yerle bir edilmiş, yüzlerce ev yıkılmış, elektrik ve suyu olmayan, insanlarının ölüme mahkum edildiği bir bölge haline getirilmiştir. 27 Aralık 2008’de başlattığı ve 22 gün süren saldırılar sonucu, savunmasız 1400 insanı vahşice katleden İsrail, zaman zaman yine saldırılar düzenleyerek masum insanları katletmeye devam etmiştir.

Nihayet, bu zulme dayanamayan ve 50’den fazla ülkeden katılım sağlayan sivil toplum kuruluşlarının gönüllüleri, İnsanî Yardım Kurumu İHH önderliğinde 7 gemi ile Gazze’ye sırf insanî yardım amaçlı olarak yola çıkmıştır. Siyonist İsrail ise, bunu engellemek amacı ile askerî operasyon yapacağını ilan etmiş, özel tutuklama merkezleri kurduğunu duyurmuştur. Böylesi bir insanî yardım kampanyası karşısında panikleyen Siyonist İsrail, yine uluslar arası hukuku ihlal etme niyetindedir. Gemi filosu henüz harekete geçmeden, başta Türkiye olmak üzere dünyanın değişik yerlerinde destek toplantıları düzenlendi. Bu desteklerin özellikle bu İnsanî Yardım Gemi Filosu’nun İsrail tarafından engellenmeye çalışılması halinde çok daha ciddi boyutlarda ortaya konması gerekmektedir. Çünkü orada insanlık katlediliyor, Jenosid uygulanıyor ve buna mutlaka DUR denilmelidir.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 246. Hafta basın açıklamasından.

 

MAVİ MARMARA KATLİAMINA TEPKİ

32 ülkeden gönüllülerin katılımıyla oluşturulan Gazze’ye yardım konvoyu, verdiği şehitlerle, dünyanın tüm mazlum halklarının umudu, dünya egemenlerinin ise korkulu rüyası oldu. Dünya egemenleri ve onların yerli işbirlikçileri tüm propaganda araçlarını kullanarak son vahşeti örtmek için var güçleri ile çalışsalar da artık tüm dünya halkları hakikatin farkındalar. Hepimiz iyi biliyoruz ki uzlaşma, diyalog gibi çözümler insan olanlar arasında mümkündür. Amerika, İsrail ve batılı yandaşları ile uzlaşma olmaz. İsrail Ortadoğu’dan kovulmadan; İsrail, Ortadoğu haritasından silinmeden Ortadoğu ve dünyada barış asla gelmeyecektir. Siyonistler Filistin topraklarını batılı müttefiklerinin yardımıyla gasp ederek İsrail devletini kurmuşlardır. Batılılar İsrail’i Ortadoğu’ya bir zehirli hançer olarak sokmuşlardır. Buradan Batı’nın zalim ve küstah egemenlerine sesleniyoruz. Bu zehirli hançeri çok yakında Ortadoğu’dan çıkarıp, size iade edeceğiz. Kendi topraklarınızda şimdiden İsrail’e yer açın.

Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen Hoca’nın bir Amerikan gazetesine verdiği röportaj hepimizin vicdanlarını acıttı. Konvoydan sorumlu olanların İsrail’den izin alarak veya uzlaşarak Gazze’ye gitmesi gerektiğini, aksi takdirde meşruiyet sorunu olacağını ifade eden hoca efendi, her nedense senelerdir İsrail’in Filistin’e karşı yürüttüğü zorbalığın meşruiyetini hiç sorgulamıyor. Şeytanın dostu olan bir yerlerin gönlünü almak isteyenlerin Allah’ın huzuruna çıktığında nasıl hesap vereceğini merak ediyoruz doğrusu…  “Zalimlere meyletmeyiniz. Yoksa size ateş dokunur” ayetini tekrar hatırlatmak istiyoruz. Hükümetin de artık son adımı atarak İsrail ile tüm ilişkileri kesme zamanı gelmiştir. Hükümetin sadece bazı geçici tedbirler almasını değil, tüm dünya Müslümanlarına örnek olacak kalıcı bir tavır olarak İsrail ile ilişkileri her düzeyde kesmesini bekliyoruz. Aksi takdirde hükümetin bu soruna yaklaşımındaki samimiyetinin sorgulanması kaçınılmazdır. 

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 247. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-34

PLATFORMLARDAN SAKARYA BİLDİRİSİ

Yasakların sürdüğü ülkemizde tüm yasaklara karşı dik duruşun, direnişin sembolü olan platformların onurlu mücadelesi kararlılıkla devam etmektedir. Bu çerçevede yapılan istişare toplantısında platformların bu güne kadar yapmış olduğu çalışmalar değerlendirilmiş ve mücadele kararlılığının diğer illere de taşınması gereği üzerinde durulmuştur. Başörtüsünün yasağının sadece üniversitelerle sınırlı olmayıp hayatın her alanında kuşatan yapısı bir kere daha deşifre edilerek sahici bir mücadelenin ‘vekil’lerle değil ‘asıl’larla olabileceği vurgusu yapılmıştır.

Cuntalarla hesaplaşmanın sürdüğü ve birçok alanda açılımlardan söz edildiği bir dönemde başörtüsü yasağının hiçbir şekilde gündeme gelmemesi bu sorunun ancak asıl muhatapları tarafından çözülebileceği gerçeğini göstermektedir.  Türkiye’deki platformlar başörtüsü sorunu ekseninde bir mücadele gerçekleştirirken Türkiye’de ve dünyadaki tüm hukuksuzluklara karşıda müslümanca bir duruş sergilemeye devam edeceklerdir. Bu vesileyle Türkiye’nin tüm onurlu insanlarına sesimize ses katma çağrımızı yineliyoruz. 

 Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 249. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-35

DİRENİŞİN 250. HAFTASINDA YASAKÇILARA KINAMA

Ülkenin üzerinde büyük bir kara leke gibi duran, keyfi ayrımcılık ve yasaklar son uygulamayla terör estirmeye devam ediyor. KPSS’yi kazanan imam hatip mezunu iki genç ÖSYM tarafından Afyonkarahisar Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü’ne yerleştirildikleri halde yetkililerin, “siz imam hatip mezunusunuz, biz sadece teknik lise mezunlarını alıyoruz” açıklamasıyla göreve başlatılmamışlardır.

Kronikleşen başörtüsü yasağı ve ayrımcılığın gelmiş olduğu nokta, toplumsal barış ve huzur açısından oldukça vahimdir. Hükümetin bu haksızlık karşısındaki iktidarsızlığı ortadadır. Muhalefetin ise çözüme katkı sağlamak yerine başörtüsü sorununu, “siyaset girmezse kendiliğinden çözülür” gibi ilkel gerekçelere bağlaması; çağı okuyamayan, nesnel, yasakçı bir parti politikasının ürünü olabilir… Anayasa mahkemesi kapısında yorgan döşek ayrılmayan yasakçı zihniyeti bu “halka rağmen” dayatmasından ve de ısrarcı tutumundan dolayı esefle kınıyoruz. Yeni anayasal düzenlemeleri hazmedemeyenlere, gelişen ve değişen dünyaya ülkeyi kapatarak saltanatlarını sürdürmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Bütün yetersizliliğine rağmen insanca yaşama katkı sağlayacak çalışmalara, halkın talep ve beklentilerinden beslenen değişim sürecine ayak direyenlere, dinozorların bile değişime direnemedikleri kaçınılmaz sonlarını hatırlatıyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 250. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-28

SORUNUN TEMELİ, TEK TİP BİR ETNİK KİMLİK DAYATMASI

Batılılaşmanın mazlum halkların içine ektiği ırkçılık tohumu ülkemiz dahil bütün dünyada etkisini sürdürmeye devam ediyor. Cumhuriyetin kuruluş ideolojisinin ülkemiz halklarını tek tip bir etnik kimlikle tanımlama hedefi bugün ülkemizde yaşanan kaosun ana nedenidir. Senelerce bir arada sorunsuz yaşayan, bir arada vatanına sahip çıkan Türkler ve Kürtler bugün nasıl oluyor da birbirine düşürülüyor sorusunun cevabını; Cumhuriyetin birinci meclisini lağveden, Ali Şükrü Bey’i katleden zihniyeti sorgulamadan netleştirmek mümkün değildir.

Kürt sorunu bağlamında kemalistlerin ve PKK’nın ikisinin de seküler dünya görüşleri nedeniyle çözüme değil çözümsüzlüğe hizmet ettiklerini teşhis etmek zorundayız. Dünya görüşünden dini dışlayan, ulus devlet tezi ile beslenen bu iki kesim teşhis ve uygulamaları ile kaosun artmasına zemin hazırlamaktadır. Türkiyeli Müslümanlar ise kürt sorununun ümmet bilincini geliştirerek çözüleceği tezini başından beri savunmuşlardır. Bizler her türlü etnik kimliğin kendisini ifade edebildiği, Müslüman olmanın bir üst kimlik olarak var olduğu bir Türkiye’nin geleceğe umutla bakabileceği kanaatindeyiz. Mevcut kaosun ortadan kalkmasında tek yolun ulus bilinci yerine ümmet bilincini tekrar yeşertmek olduğunu buradan bir kez daha ilan etmek istiyoruz. 

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 251. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-21

YARGI SİSTEMİNİNDE DE TUZ KOKMUŞ!

Anayasa Mahkemesine gelince: Asıl görevleri mevcut Anayasa maddelerini ve onların içerisinden Meclisin gerekli gördüklerini yenileriyle değiştirdiklerinde yeni hâlleriyle korumaktır. Çünkü yasa yapma yetkisi meclistedir. Ancak herhâlde halka açıklanmamış gizli bir madde veya gizli bir görevlendirme var ki, meclisten çıkan yasalara el atabiliyor. Yani şöyle yasa çıkaramazsınız, böyle yasa yapamazsınız, şunlara dokunamazsınız, vs. Hâlbuki mevcut Anayasanın herhangi bir maddesini Meclis değiştirdi mi, mahkemenin yapacağı o eski maddeyi çıkarıp yerine yenisini koymak ve onu korumaktır.

Ama diyorlar ki; Anayasadaki şu kadar madde değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Zaten Meclis o maddelere dokunamıyor ki. Peki, ne oluyor o zaman? O zaman bu, durumdan vazife çıkarmak oluyor… Hatta birileri normal bir şekilde halkın oylarıyla seçilmiş meclisin böyle bir yetkisi olmadığı gibi hezeyanlarda sarf ediyorlar. Peki, kimler değişiklik yapabilirmiş bu yasalarda veya hepten değiştirebilirlermiş? Kurucu Meclis. Nedir kurucu meclis? Cuntaların başarılı oldukları eylemleri sonucunda yaptıkları darbelerle ne haktan, ne hukuktan, ne insanî ve dini istek ve mecburiyetlerden haberi olmayan, böyle bir düşünceleri, dertleri de bulunmayan elit-aristokrat-bürokrat, tuzu kuru burjuva tabakası.                    

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 252. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-37

CUNTACI ZİHNİYET TARİHE KARIŞMALI!

Ülke insanımızı Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Sağcı-Solcu gibi kutuplaşmalar oluşturarak bir iç kargaşa çıkartmak için yıllardır uğraşan malum bir zihniyet var. Bu zihniyet; bu ülkeye damgasını vurmuş, Türkü-Kürdü, Alevisi-Sünnisiyle insanımızın huzur içinde bir arada yaşamasını temin eden temel dinamiklerine her fırsatta saldırmıştır.  Bu dinamiklerin başında örf, adet, gelenek ve kültür gibi değerler ile insanımızı asırlarca bir arada tutan dini bağlar gelmektedir.

Doğum sancılarının yoğunlaştığı şu günlerde düşük yapmak ya da sakat bir doğuma meydan vermemek adına; “Kürt Açılımı”, “Demokratik Açılım”, “Hoşgörü” gibi sloganlarla yola çıkıp, konuyu referandum gibi bir noktaya kadar getirenlerin bu sosyal dinamikleri mutlaka göz önünde tutmaları gerekmektedir. Şu hususun altını çizerek belirtelim ki; insanların hak ve özgürlüklerinden yana tavır koymayan, onların dinî değerlerine sahip çıkmayan her şahıs, kurum, kuruluş ve sistem; silinmeye, yok olmaya mahkûmdur. Nitekim yakın tarihimizin “politika mezarlığı”na bakanlar, oraya kimlerin gömüldüğünü çok iyi göreceklerdir. Şimdi, o mezarlığın yanına bir mezarlık daha açılmalıdır: “Askerî vesayet ve cuntacılar mezarlığı..”

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 255. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-38

ZİHNİYET DEĞİŞMEDEN REFERANDUM ÇÖZÜM OLUR MU?

Hepinizin takip ettiği gibi kamuoyunda, referandum süreciyle birlikte darbeci geçmişle hesaplaşılacağı yönünde güçlü bir beklenti yaratılıyor. Dersim katliamından, Diyarbakır zindanlarına kadar birçok sorun hızlı bir şekilde gündeme sokulup, hızlıca tüketiliyor. Fakat söylenenlerle yapılanlar yine birbirini tutmuyor. İyi bilinsin ki; anayasanın ruhu olan Kemalist ideoloji, dokunulmazlığını koruduğu sürece Türkiye, ne bugünüyle ne de geçmişiyle sahici bir hesaplaşmaya gidebilir! Şayet ne kadar özgürleştiğimizi merak ediyorsanız, bunun için temel sorunlarda alınan mesafeyi ölçün; gerçek ortaya çıkacaktır. Mesela Kürt sorunu… Bir halkın en temel haklarını iade etmemek uğruna yıllardır sürdürülen savaşın bitmesi için hangi gerçekçi öneriler getirilmektedir? Sorun, MGK bildirilerine yansıyan savaşkan dille mi çözülecek? Askeri vesayetin en temel dayanağı olan bu soruna dair anayasa değişikliğinde doğrudan hiçbir teklif yapılmamışken; referandumla vesayetin biteceğini iddia etmek ne kadar gerçekçi?

Başörtüsü Platformu olarak, temel sorunlarda resmi zihniyetle hesaplaşılmadığı bir vasatta, büyük beklentilerle sunulan değişikliklerin sadece büyük hayal kırıklıkları yaratacağını düşünüyoruz. Bu sebeple halkın adalet ve özgürlük taleplerinin iktidar mücadelesi uğruna suiistimal edilmesine rıza göstermeyeceğiz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 258. Hafta basın açıklamasından.

YASAKÇI UYGULAMALAR SÜRÜYOR

Başörtüsü sorunu üniversite kayıtlarının başladığı bugünlerde yoğunlaşarak devam ediyor. Başörtüsünü Allah’ın bir emri olarak gören dindar kesimleri kendilerine yandaş kılma çabalarına merkez sağ partilerinden sonra CHP de katıldı. Nasıl bir başörtüsü sorusuna cevap arayan CHP, toplumu ekonomik veya sosyal düzeylerine göre farklı üniformalara sahip sınıflara bölme ideolojisi olan kemalizmin tüm alışkanlıklarını sürdüreceğinin işaretini verdi. Başörtüsünü bir üniforma olarak algılayan CHP, bu üniformaya bir de şekil tanımlama ihtiyacı duyuyor. Faşizmin bu kadarına az rastlanır herhalde.

Başörtüsü yasağı en son TRT’de hortladı. TRT’de yayınlanan “Can Veren Pervaneler” programına konuk olarak davet edilen Edebiyat ve Müzik araştırmacısı Zeynep Yıldız başörtülü olduğu gerekçesi ile yayına alınmadı. Yayına girilmeden önce program yönetmeninin talebiyle bir cüzzamlı gibi stüdyodan çıkarılan Zeynep Yıldız TRT yönetiminden açıklama bekliyor. Önce Malatya İnönü Üniversitesinde sonra Çorum Hitit Üniversitesinde kayıt döneminde yaşanan yeni bir uygulama da fotoğrafların, başı açık olması şartı ile birlikte “Boynun Açık Olması” şartını taşıması durumunda kabul edilmesi idi. Başörtüsü yasağını ne denli bir İslam düşmanlığının tezahürü olduğunun açık bir kanıtıdır bu olay. Toplumun inançlarını hiçe sayan, alaya alan elitlerin ruh halinin bir yansımasıdır bu olay.Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 260. Hafta basın açıklamasından.

2015-sakarya-platform-yil-5-39

HERKESİN ÖZGÜRCE YAŞADIĞI BAYRAMLARA…

Mübârek Ramazan ayımızı tamamlayıp da bayrama ulaştıran âlemlerin Rabbine hamd eder, tüm İslâm âleminin Ramazan Bayramını tebrik eder, aynı zamanda bu Bayramın bütün insanlığa da hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ederiz.

Bu bayramın insanların birbirlerine karşı tahakküm kurma ve kendi kavim, meslek, meşrep veya elde ettikleri konumlarını diğerlerinden üstün görme hastalıklarından kurtulmalarına, bu memlekette ve dünyada insanların sömürülmelerine, işten çıkarılmalarına, asgari ücretle süründürülerek emeğinin sömürülmesine, çeşitli bahanelerle işçi-memur ve ihtiyaç sâhiplerine çok görülen üç-beş kuruşun binlerce fazlasının kapitalistlere hoyratça dağıtılmalarına bir son verilmesine, bu bayramın insanların istedikleri gibi düşünmelerine, istedikleri gibi inanmalarına, inançlarının gereğini öğrenmelerine ve gereğince yaşamalarına, her insanın kendi inançlarının gereği olan ibâdetlerini rahatça yapabilmelerine vesile olmasını temenni ediyoruz.

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 261. Hafta basın açıklamasından.

Bir cevap yazın