Sakarya 493. hafta: Şiddet Bireysel Değil Siyasal ve Toplumsal Bir Sorun

2015_0224_sakarya-1

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 493. hafta eyleminde basın açıklamasını Sakarya Dayanışma Derneği’nden Erhan Duru okudu.

Özgecan Aslan’ın hunharca katledilişi üzerinden “şiddet”in ele alındığı açıklamada, “Televizyon/magazin kültürünün kadını metalaştıran, piyasalaştıran tutumu; ‘Evlat, Kardeş, Yoldaş, Eş, Ana’ olarak değil sadece ‘kadın’ olarak; hayatın içinde salt cinsel kimliği üzerinden tarif edilmesi ve bunun kitleselleşmesi, kadının bu tek katlı kimlik üzerinden algılanmasına ve örselenmesine yol açıyor. Ancak bu durum karşısında bizatihi kadını suçlayan, ahlaki çöküşü kadına bağlayan görüşü de kabul etmemiz mümkün değil. Zira bu toplum sadece kadınlardan oluşmamasına rağmen çöküşün faturası tek başına kadınlara çıkartılıyor” ifadelerine yer verildi.  

Bireysel olaylar gibi görünen kıyıcılığın, saldırganlığın, nefret ve linç kültürünün, siyasetin toplum üzerindeki uygulamalarının tezahürleri anlamında bir arka planı olduğunu atlamamamız gerektiğine vurgu yapan Erhan Duru, ” Siyasetin; ‘güce taparlık’, ‘lidere mutlak itaat’ üzerinden kurulduğu bir zeminde; üstelik geleneksel olarak liderliğin ve güç’ün erkekte olduğunu kabul eden bir toplumda, kategorik olarak toplumun zayıfları olarak görülen ‘kadın’ın şiddetin nesnesi haline dönüşmesi şaşırtıcı bir şey değildir. Ülkeyi yönetenlerin meydanlarda halkın bir kısmını diğerine karşı pervasızca kışkırttığı, kendi taraftarlarını ‘makbul vatandaş’ bunun dışında kalanları ‘makul şüpheli’ olarak kategorize ettiği bir süreçte şiddet; bireysel olmaktan çıkıp süratle toplumsal bir tehlikeye dönüşme riskini taşımakta. Bu durum kesinlikle atlanamayacak kadar kritik bir hal almış durumdadır” dedi.

 

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 493. Basın Açıklaması

ŞİDDET BİREYSEL DEĞİL SİYASAL VE TOPLUMSAL BİR SORUNDUR!

Geçtiğimiz haftaya Özgecan Aslan’ın hunharca katledilişi damga vururken, bu vahim olay üzerinden memleketteki “kadın olma” halini ve gittikçe yaygınlaşan şiddeti konuştuk.

Hrant Dink’in alçakça katledilişinin ardından eşi Rakel Dink “bir çocuktan bir katil yaratan karanlık”a dikkatleri çekmişti.

Karşı karşıya olduğumuz durum, işte bu “karanlık” halidir.

Kadın’a karşı şiddet eylemlerinde son on yıl içinde gizlenemeyecek şekilde artan oranların, bir kıvılcımla şeytani yüzünü gösteriveren linç kültürünün, farklılıkların birer nefret sebebine dönüşmesinin elbette basit bir izahı yok.

Televizyon/magazin kültürünün kadını metalaştıran, piyasalaştıran tutumu; “Evlat, Kardeş, Yoldaş, Eş, Ana” olarak değil sadece “kadın” olarak; hayatın içinde salt cinsel kimliği üzerinden tarif edilmesi ve bunun kitleselleşmesi, kadının bu tek katlı kimlik üzerinden algılanmasına ve örselenmesine yol açıyor.

Ancak bu durum karşısında bizatihi kadını suçlayan, ahlaki çöküşü kadına bağlayan görüşü de kabul etmemiz mümkün değil.

Zira bu toplum sadece kadınlardan oluşmamasına rağmen çöküşün faturası tek başına kadınlara çıkartılıyor.

Oysa Kadınlara cinselliği kimlik olarak pazarlayan medyanın, erkeklere biçtiği rolde “kurtlar vadisi” fenomeni üzerinden örnekleyebileceğimiz üzere, fütursuzca şiddet kullanan ve yaptığı yanına kar kalan “maço erkek” tipidir.

 

Filmler ve dizileriyle milyarlık bir sektör/piyasa haline dönüşmüş medya, bugün yüksek karlar adına başta kadın olmak üzere, çocuğu, ergeni, erkeği, tüm toplumu istismar edebilme kapasitesindedir.

Fakat medya tek başına tüm kötülüğün kaynağı değil, mevcut durumu piyasalaştırmasıyla buradan imkân devşiren taraflardan sadece birisi konumundadır.

Toplumdaki din anlayışının, din adına konuşanların basiretsizliği ve çapsızlığından, eğitim politikalarına, sermayenin bu kadar pervasızlaşmasına yol açan ekonomik tercihlerden, devleti yöneten zihniyete kadar birçok etkenin dönüp dolaşıp bağlanacağı yer şüphesiz ülkeyi yöneten siyasal iradedir.

Zira siyaseti hangi ilkeler üzerinden yürüttüğünüz, iktidarı nasıl tanımladığınız, devleti nasıl tarif ettiğiniz ve toplumu nasıl gördüğünüz meselesi, uyguladığınız siyasetin sonuçlarını belirleyecektir.

Bu noktada bireysel olaylar gibi görünen kıyıcılığın, saldırganlığın, nefret ve linç kültürünün, siyasetin toplum üzerindeki uygulamalarının tezahürleri anlamında bir arka planı olduğunu atlamamamız gerekiyor.

Siyasetin; “güce taparlık”, “lidere mutlak itaat” üzerinden kurulduğu bir zeminde; üstelik geleneksel olarak liderliğin ve güç’ün erkekte olduğunu kabul eden bir toplumda, kategorik olarak toplumun zayıfları olarak görülen “kadın”ın şiddetin nesnesi haline dönüşmesi şaşırtıcı bir şey değildir.

Ülkeyi yönetenlerin meydanlarda halkın bir kısmını diğerine karşı pervasızca kışkırttığı, kendi taraftarlarını “makbul vatandaş” bunun dışında kalanları “makul şüpheli” olarak kategorize ettiği bir süreçte şiddet; bireysel olmaktan çıkıp süratle toplumsal bir tehlikeye dönüşme riskini taşımakta.

Bu durum kesinlikle atlanamayacak kadar kritik bir hal almış durumdadır.

İktidar kadına dönük şiddeti otobüsleri pembeye boyayarak çözemeyeceği gibi, şunu da çok iyi bilmelidir ki; her geçen gün artan toplumsal galeyanı da polisiye tedbirleri artırarak, hukuku bay-pas ederek “iç güvenlik paket”lerinin arkasına saklanarak önleyemez.

Şu anda nefret ve şiddetin ‘aile’yi aşıp sokaklara indiği ve hatta Meclis’e kadar girdiği bir toplumsal cinnet hali yaşanmaktadır.

2015_0224_sakarya-2

Bu noktadan sonra toplumsal hoşnutsuzluğu zorla, hukuksuzca bastırmaya dönük her teşebbüs, önlenemez bir şiddet sarmalına yol açabilir ki; böyle bir sürecin sonunda kazanan kimse olmaz! Lakin en büyük faturayı, insanların ve Hakk’ın karşısında iktidar öder.

Nefreti ve buna bağlı olarak şiddeti önlemenin tek yolu her anlamıyla ‘Adalet’in ikame edilmesidir.

Yapılan hiç bir yanlışın cezasız kalmayacağı, kimsenin adaletin terazisinden kurtulamayacağı duygusu ‘Adalet’i ve dolayısıyla toplumsal uzlaşıyı sağlar.

Eğer insanlar ‘Adalet’e olan güvenlerini yitirirlerse, ortaya çıkan kaos halini bastırmaya hiçbir iktidarın gücü yetmez.

Zira küfürle yönetilir ama zulümle asla.

SAÖP (Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu) adına Sakarya Dayanışma Derneği  

 

Bir cevap yazın