Öteki gördüğün herşeye müstehak mı?

2013_0929_beytullah-onceİnsanlığın unutturulmak istendiği bir dönemde ihtiyaç duyduğumuz bir kavram; vicdan.

Savaşların, işgallerin, katliamların, yerinden yurdundan edilmişliğin, sömürünün kıskacı altında ezilen insanoğlunun yeniden kendine gelmesi için hatırlaması gereken bir erdem; vicdan sahibi olmak.

16 Mart da Dünya Vicdan Günü.

Peki, neden? 

Hatırlayalım:

Bugün anlamını, Gazzeli bir ailenin evinin yıkılmasını engellemeye çalışırken, Siyonist işgal güçlerince zırhlı bir buldozerle ezilerek katledilen Rachel Corrie’den alıyor.

1979, ABD doğumlu Rachel Corrie’nin yaşadığı şehir Olympia, Filistin’in Refah şehriyle kardeş şehir olmuştu.

Bu vesileyle Filistin’e giden Rachel, Uluslararası Dayanışma Örgütü gönüllüsü bir barış aktivisti olarak,

İsrail İşgal Ordusu’nun Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına şiddet dışı eylemlerle engel olmaya çalışıyordu.

16 Mart 2003 tarihinde iki İsrail buldozerine karşı 8 barış gönüllüsü arkadaşıyla birlikte mücadele ediyordu ki, buldozer tarafından kasıtlı olarak iki kez çiğnenmesi sonucu kafatası kırıldı, kaburgaları parçalandı ve akciğerleri delinerek hayatını kaybetti.

Onun ölümünün ardından 11 yıl geçti.

Ne adı, ne de mücadelesi unutulmuş değil.

Kendisi için istediğini başkası için de isteyen, adaleti sadece kendisi gibi olanlar için değil herkes için ayrımsız bir şekilde isteyen ve bu uğurda canıyla bedel ödeyen Rachel Corrie’nin insani ve vicdani örnekliği unutulmuyor, unutturulmuyor.

16 Mart aynı zamanda 1986-1988’de Kürt halkına karşı gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nın da yıldönümü.

Kardeş bir halkın, kimyasal saldırılarla topyekun imha edilmek istenmesinin acılarının tazelendiği günlerden…

Haliyle her boyutuyla anlamlı, acılı bir tarih 16 Mart.

İşte bugün, Dünya Vicdan Günü vesileyle bir kez daha hatırlatmak isterim ki, yaşanan acıları ayrıştırmadan, birbiriyle yarıştırmadan hissetmediğimiz sürece insanlaşmamız mümkün değil.

Acılara sınır çektiğimiz, vicdanımızı siyasal konjonktüre göre ayarladığımız sürece insanlaşmamız mümkün değil!

Bunu özellikle şu günlerde çok daha iyi düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü gördük ki, bu ülkeye artık çocukların ölümüne dahi “kimden olduğuna göre” tepki veren bir ruh hali hâkim olmaya başladı!

Biliyorsunuz, bu haftaya damgasını vuran iki üzüntü kaynağı hadise oldu.

İlk olarak geçen Haziran ayında, annesinin bakkala ekmek almaya gönderdiğini söylediği Berkin Elvan hayatını kaybetti.

Berkin, başına isabet eden gaz bombasıyla komaya girmişti.

296 gündür yoğun bakımda hayata tutunmaya çalışıyordu.

Olmadı, hayatını kaybetti.

İkinci hadise ise Berkin Elvan’ın cenaze merasiminin akabinde başlayan olaylar esnasında gerçekleşti.

Burak Can Karamanoğlu, göstericiler arasından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Ama her iki ölüm karşısında oluşan tablo, tam bir toplumsal çözülmüş haliydi.

İnsanlar, bu çocukların ölümüne, “bizden”, “onlardan” şeklinde yaklaştı.

Bu kutuplaşmada, siyasi iktidarın, özellikle Başbakan’ın kutuplaştırıcı dilinin payı yadsınamaz.

Bazı yayın organlarının ve sosyal medyadaki bazı hesapların dezenformasyonunun katkısı da göz ardı edilemez.

Lakin her ne olursa olsun, bizim, bu ülke insanlarının, egemenlerin ve medyalarının diline aldırmadan, bu tuzağa düşmemiz gerekmez miydi?

Berkin Elvan ve Burak Can Karamanoğlu’nun yasını birlikte tutmamız gerekmez miydi?

İşte bu gelişmeler karşısında önemli gördüğüm bir riske dikkat çekmek istiyorum.

Son yıllarda siyasal gerilim, şiddet boyutuyla toplum tabanına doğru hızla yayılmaya başladı.

Güç ve iktidar uğruna mücadele verenlerin karşılıklı uyguladıkları günübirlik politikalar, hepimizi kör bir çatışma iklime doğru sürüklüyor.

Nitekim bu sürecin olumsuz sonuçlarına her yerde tanık olmaya başladık. 

Demek ki artık insanlar, kendisinden görmediğine her şeyin yapılmasını müstehak görebiliyor, öyle mi?

Peki, bunun geçmişte sonu can kaybına varan acı bir sahneye dönüştüğü unutuldu mu?

Geçmişin yanlış tecrübelerinden doğru bir ders çıkarılması gerekmez miydi?

Sanıyorum, Dünya Vicdan Günü, bize bu soruları sormak için de bir fırsat sunuyor.

İyisi mi, gelin bugünde, tüm mazlumları ve mağdurları bir kez daha saygıyla analım.

Yaşadıklarını hissetmeye, yeni acıların yaşanmaması için neler yapabileceğimize bakalım.

Günübirlik kavgalar uğruna vicdanlarımızı sömürmek isteyenlere karşı, gelin birlikte en güzel karşılığı verelim.

Birlik, dayanışma ve kardeşliğimizi güçlendirelim!

BEYTULLAH EMRAH ÖNCE

 

One thought on “Öteki gördüğün herşeye müstehak mı?

  • beytullah bey, halis niyetle yazdığınızı anlamak zor değil.
    ancak avrupa tarihi içinde, özellikle de post-reformasyon döneminde bugünkü anlamlarını bulmuş olan kavramlar olarak ‘vicdan ve insanlık’ kanımca bir siyasi program dahilinde biz müslümanların hesabını verebileceği kavramlar değil. en azından haksız yere öldrülen insanlar mevzubahis olduğunda bu kavramlara ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum.
    selametle.

Bir cevap yazın